Ne var bu Coen kardeşlerde bilmiyorum. Dün yine oturdum bir filmlerini [Barton Fink(1991)]daha seyrettim. Adamların acayip şöhretleri var. Kendilerine has bir tarzları var, ne olduğunu anlayamadığım, bana ‘amma saçma bir film’ dedirten, lakin sonuna kadar izleyebildiğim filmlerden oluşan bir tarz. Galiba kara film diye buna diyorlar. Komedi, drama ve saçmalıklar bir arada...Neyse anlamadığım konulara fazla dalmayayım.
Daha önce de A Serious Man hakkında yazmıştım. Orada, İhtiyarlara Yer Yok ve Orada Olmayan Adam’ı izlediğimi söylemiştim. Wikipedia’da Coen Kardeşler sayfasını açtığımda aslında izlediğim iki filmleri daha olduğunu farkettim: O Brother Where Art Thou?(Nerdesin Be Birader) ve Burn After Reading. Bu iki film gerçekten kara mizah içeren güzel filmlerdi. Ama yine aynı yere geliyorum, herhalde bunu özellikle yapıyorlar, her filmde şunu düşünüyor insan: ‘Bu karakter burada niye böyle yapıyor, böyle yapması çok saçma, kimse burada böyle davranmaz’. Ve tabii ki abartılı ayrıntılar. A Serious Man’de adamın üzerine öyle gidiliyor ki, sanki kainat ona işkence etmek için birleşmiş ama o gıkını çıkarmıyor. Barton Fink’te de sesler üzerine yoğunlaşılmış. Filmde ağlama, gülme ve kusma sesleri çok fazla yer alıyor. Otelin duvar kağıtları sıcaktan eriyen tutkaldan kurtulup kalkıyor ve biz onun sesini işitiyoruz, daktilo tuşunun sesleri ise film boyunca bir şekilde hep arka planda.
Son olarak bana göre Coen Kardeşler filmlerinin baskın özelliklerinden belki de en birincisi; sonu olmayan film. Evet hikaye başlıyor, olaylar gelişiyor, gelişiyor ve şimdi ne olacak derken, iyi de burda ne oldu şimdi, niye böyle oldu ki?’ deyip kayboluyorsunuz. Finalimsi birşeyler beklerken bambaşka şeyler oluyor. Kafanız karışıyor, anlamaya çalışırken bakıyorsunuz, film bitmiş. Orada Olmayan Adam ve A Serious Man böyleydi.
Barton Fink’e gelince, öncelikle 1991 Altın Palmiye Ödülü’nü kazandığını söyleyelim. Olaylar 1941’de geçiyor. Son yazdığı tiyatro oyunuyla kariyerinin zirvesine uzanan Barton Fink, sinema endüstrisinden aldığı yüksek maaş önerisini geri çeviremeyip Los Angeles’a taşınır. Kaldığı garip otelde bir türlü işine yoğunlaşamaz ve kendisinden beklenen senaryoyu üretemez. Yan dairedeki iyi kalpli sigortacı komşusu ona iyi bir arkadaş olur. Tanıştığı ayyaş yazarın sekreteri ile gönül ilişkisi kurar. Başına ilginç olaylar gelir, yan dairedeki komşusu bambaşka bir kişiliktir ve ona yalan söylemiştir. Olaylar tersine dönmüştür ama işlerin ters gitmesi ve yaşadığı şoklar ona aradığı ilhamı sunar. Eseri bir gecede yazar.
Aynı A Serious Man’deki gibi olaylar filmin kahramanı açısından son derece bunaltıcı ilerliyor. Adama acıyorsunuz. Ama birden olaylar düzelmeye başlıyor. Tam evet olacak galiba derken Coen kardeşler yine aynı şeyi yapıyorlar. Fink’e hayran olan ve bir ara ayağının altını dahi öpen şirket patronu senaryoyu beğenmeyip Fink’i azarlıyor ve kovmaktan beter ediyor. Üstelik Fink hala hayatının eserini yazdığını düşünmekte. Günlerce otel odasında baktığı resim sahilde gerçek olarak karşısına çıkıyor. Film anlamsız ve karışık bir şekilde sona eriyor.
Sinema büyülü bir dünya. Son 6-7 aydır kendimi bu dünyanın içinde bulmaya başladım. Daha önce de film seyrederdim ama son aylarda değişik bir hal aldı. Artık benim izleyip de sevdiğim filmler arkadaşlarıma sıkıcı gelmeye başladı. Ayrıca artık seri izlemelere kaymaya başladım. Mesela bir oyuncunun bir performansını beğenince peşpeşe başka filmlerine kaymaya başladım. George Clooney ve Sean Penn’in ikişer üçer filmlerini yakın aralıklarla seyrettim. Coen filmlerine olan ilgim de bunun gibi. Değişik filmlerini izleyip filmografilerini keşfetmek, filmler arasında bağlntılar kurma hoşuma gidiyor sanki. O yüzden bu blogdaki yazılar entellektüel açıdan hiçbir değer ifade etmese de yazmaya devam edeceğim.
A Serious Man etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
A Serious Man etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
16 Mayıs 2010
26 Nisan 2010
Sinema: A Serious Man
Coen Kardeşler’in bu zamana dek iki filmini izlemiştim. The Man Who Wasn’t There ve No Country for Old Men.İki filmi de büyük umutlarla izlemiştim. Özellikle ikincisi en iyi film Ocarını almıştı. Ama açıkçası ikisinin sonunda da “Bu muydu, ne oldu ki?” gibi sorular belirmişti zihnimde.
A Serious Man’in DVD’sini elime aldığımda artık büyük hayaller kurmuyordum. Çünkü her ne kadar bu film son Oscarlarda en iyi on film arasına girdiyse de bir Coen Kardeşler yapımıydı ve onların tarzı ve sinema anlayışları göz önüne alınarak izlendiğinde zevk alınabilecek bir filme benziyordu. Ben de öyle yaptım ve belgesel izler gibi izledim. Hakikaten belli yerleri hoşuma gitti, belli yerlerinde de burası niye böyle oldu ki diye sordum kendi kendime. Diğer filmleri nasıl bilmiyorum çünkü Fargo, Barton fink, Big Lebowski gibi izlemediğim ünlü filmleri var ama izlediğim üç filmde de ve özellikle de A Serious Man’de çok yoğun belirsizlik var. Ne olacağı belli değil. Sonuç iyi mi bitiyor yoksa kötü mü o da belli değil, zira film bitmiyor. Filmin en başındaki ana hikayeden kopuk bölüm de aynı. Oradaki karakter ölü mü değil mi anlayamıyoruz.
Filmin konusuna gelirsek, 60’lı yıllarda ABD’de bir Yahudi kasabasında yaşayan bir fizik profesörünün hayatında üst üste gelen absürd diyebileceğimiz sıkıntılar ve bunları bir türlü çözemeyip depresyoa girmesi anlatılıyor. Filmde karısı, karısının aşık olduğu adamın pişkin ve yüzsüz istek ve tavırları, çocukları, ağabeyi, Koreli bir öğrencisi ve onun babası, fakültede kim olduğu belli olmayan bir adamın tehdit mektupları, arazisini gasp eden komşusu vs herkes bu adamın üzerine gidiyor ve o da kimseye sesini çıkaramıyor. Gittiği hahamlar ise saçmalayıp kafa karıştırmaktan başka hiçbir yardımda bulunamıyorlar.
Bu arada koreli öğrenci üzerinden açık bir ırkçılık ve aşağılama da var. Eğer o öğrenci Koreli değil de Türk olsaydı, inanın aylardır bu filmi konuşuyor olurduk.
Tam bunalım noktası zirveye çıktı derken işler düzelir gibi oluyor ama yine aniden bir telefon alıyor ve işler kötüye gidiyor.(Daha doğrusu biz öyle tahmin ediyoruz zira film anlamsız bir şekilde burada bitiyor)
Bu film bence sadece Yahudi kültürünü anlatışı ve ona getirdiği eleştiriler açısından izlenebilir ve izlenmeli. Bu açıdan bakınca yoğun göndermeler ve eleştiriler var. İçinde Yahudi olup da mağdur edebiyatının yapılmadığı ender filmlerden. Bir de Amerikan rüyasının klasik iki katlı bahçeli evleri, düz geniş sokakları ve çim bahçeleri içeren sahnelerini seviyorsanız, birebir.
Film hakkında daha ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
A Serious Man’in DVD’sini elime aldığımda artık büyük hayaller kurmuyordum. Çünkü her ne kadar bu film son Oscarlarda en iyi on film arasına girdiyse de bir Coen Kardeşler yapımıydı ve onların tarzı ve sinema anlayışları göz önüne alınarak izlendiğinde zevk alınabilecek bir filme benziyordu. Ben de öyle yaptım ve belgesel izler gibi izledim. Hakikaten belli yerleri hoşuma gitti, belli yerlerinde de burası niye böyle oldu ki diye sordum kendi kendime. Diğer filmleri nasıl bilmiyorum çünkü Fargo, Barton fink, Big Lebowski gibi izlemediğim ünlü filmleri var ama izlediğim üç filmde de ve özellikle de A Serious Man’de çok yoğun belirsizlik var. Ne olacağı belli değil. Sonuç iyi mi bitiyor yoksa kötü mü o da belli değil, zira film bitmiyor. Filmin en başındaki ana hikayeden kopuk bölüm de aynı. Oradaki karakter ölü mü değil mi anlayamıyoruz.
Filmin konusuna gelirsek, 60’lı yıllarda ABD’de bir Yahudi kasabasında yaşayan bir fizik profesörünün hayatında üst üste gelen absürd diyebileceğimiz sıkıntılar ve bunları bir türlü çözemeyip depresyoa girmesi anlatılıyor. Filmde karısı, karısının aşık olduğu adamın pişkin ve yüzsüz istek ve tavırları, çocukları, ağabeyi, Koreli bir öğrencisi ve onun babası, fakültede kim olduğu belli olmayan bir adamın tehdit mektupları, arazisini gasp eden komşusu vs herkes bu adamın üzerine gidiyor ve o da kimseye sesini çıkaramıyor. Gittiği hahamlar ise saçmalayıp kafa karıştırmaktan başka hiçbir yardımda bulunamıyorlar.
Bu arada koreli öğrenci üzerinden açık bir ırkçılık ve aşağılama da var. Eğer o öğrenci Koreli değil de Türk olsaydı, inanın aylardır bu filmi konuşuyor olurduk.
Tam bunalım noktası zirveye çıktı derken işler düzelir gibi oluyor ama yine aniden bir telefon alıyor ve işler kötüye gidiyor.(Daha doğrusu biz öyle tahmin ediyoruz zira film anlamsız bir şekilde burada bitiyor)
Bu film bence sadece Yahudi kültürünü anlatışı ve ona getirdiği eleştiriler açısından izlenebilir ve izlenmeli. Bu açıdan bakınca yoğun göndermeler ve eleştiriler var. İçinde Yahudi olup da mağdur edebiyatının yapılmadığı ender filmlerden. Bir de Amerikan rüyasının klasik iki katlı bahçeli evleri, düz geniş sokakları ve çim bahçeleri içeren sahnelerini seviyorsanız, birebir.
Film hakkında daha ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)